Piyango


Lenin, sermayenin piyango oyunlarıyla halkı nasıl aldattığını 1903 yılında kaleme aldığı Kır Yoksullarına adlı broşüründe şöyle anlatıyor:
“Hemen piyangonun ne olduğunu anlatayım. Örneğin benim 50 ruble değerinde bir ineğim var. Bu ineği piyango ile satmak istiyorum ve o nedenle herkese 1 ruble değerinde bilet almayı öneriyorum. 1 ruble ile inek sahibi olma olanağı var! Herkes ineği satın almak istiyor ve rubleler yağmaya başlıyor. 100 ruble toplandığında, piyangoyu çekiyorum: piyangoyu kazanan, ineği bir rubleye almış oluyor, diğerleri hava alıyor. İnek insanlara “ucuza” mı geldi? Hayır, çok pahalıya geldi, çünkü değerinin iki katı para ödendi, çünkü iki kişi (piyangoyu düzenleyen ve ineği kazanan) hiçbir şey yapmadan kazanç sağladılar, hem de paralarını kaybeden 99 insanın sırtından.
Demek ki piyangonun halk için kazançlı olduğunu söyleyenler halkı basitçe aldatmaktadırlar.”

(Lenin, Kır Yoksullarına, İnter Yay., 1993, s.45-46)

Hamal Taşları

En az Sadaka taşları kadar hayret ve hayranlık uyandıran bir taş vardır. Bu taşlar, şadırvan ve çeşme kenarlarında bulunan hamal taşlarıdır.
Sırtındaki yük dolu küfe ile bir çeşmenin önünden geçerken su içmek için yere eğilip küfeyi bırakmasın, beli incinmesin diye yükseklikleri ortalama 130 ile 150 santim arasında değişen ve çeşme kenarlarında bulunan bu taşlar da tıpkı sadaka taşları gibi yanlarından geçen insanların anlamsız bakışları arasında kendilerini fark edecek nesli beklemektedir.
Bugün bile hemen hemen her köşe başında karşımıza çıkan ve eski olma özelliğine sahip pek çok şadırvanın veya çeşmenin hemen kenarlarında yuvarlak ya da dörtgen mermer çıkıntılar görürüz. Bu taşlar, o bölgeden geçen ve yük taşıyan hamallar düşünülerek namaz vakti geldiğinde veya susadığında su içmek maksadıyla sırtındaki yük dolu küfeyi bırakmak için yerlere kadar eğilmesin, belini incitmesin diye yapılmıştır. Osmanlının bütün insanlık hafızasına hediye ettiği bu taşlar sadece yük taşıyan insanların hayatlarını daha kolaylaştırmak içindir. Ne hoş bir estetik duygusu.

Choluteca Köprüsü

Choluteca Köprüsü’nü hiç duydunuz mu? Ya da köprünün başında gelenlerden haberdar mısınız? Choluteca Köprüsü, 22 yıldır hiçbir yere ulaşmayan bir köprü. Ve aslında ilginç bir metafor… Kimberly-Clark Lever’ın eski CEO’su, yazar, konuşmacı ve liderlik koçu Prakash Iyer, işte bu ilginç köprüyü ve hepimize verdiği mesajı yazdı. Hindistan’ın ekonomi dergilerinden BW Businessworld’de yayımlanan yazıyı Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

Orta Amerika, Honduras’ta Choluteca nehri üzerinde 484 metre uzunluğunda bir köprü. Honduras fırtına ve kasırgalarıyla meşhur bir bölge.
Dolayısıyla, 1996 yılında Choluteca nehri üzerinde yeni bir köprü inşa etmeye karar verdiklerinde şiddetli hava şartlarına dayanmasını amaçladılar. Bir Japon firmasıyla anlaşma yapıldı ve onlar da çok sertleşebilen doğal güçlere dayanacak şekilde tasarlanmış sağlam bir köprü inşa ettiler. Günümüzün tasarım ve mühendislik harikası olan yeni Choluteca köprüsü 1998’de halkın hizmetine açıldı. İnsanlar nehrin bir kıyısından diğerine geçerken yeni köprüye hayran kalmadan edemediler. Choluteca’nın gurur ve mutluluğuydu.
O yılın Ekim ayında Mitch Kasırgası Honduras’ı vurdu. Dört günde -normalde altı aylık yağışa eşit olan- 190 santim yağmur yağdı. Her yerde yıkım vardı. Choluteca nehri yükseldi ve tüm bölgeyi su bastı. 7 bin kişi hayatını kaybetti. Honduras’taki bütün köprüler yıkılmıştı. Biri hariç. Yeni Choluteca köprüsü ayakta kalmıştı. Ama bir sorun vardı. Köprü olduğu gibi dururken, ona varan ve ondan çıkan yollar yok olmuştu. Önceden burada yol olduğuna dair en ufak bir işaret bile kalmamıştı. Ve hepsi bu kadar da değildi. Yaşanan taşkın Choluteca nehrini yatağını değiştirmeye zorlamıştı. Yeni bir kanal yaratmıştı ve nehir artık köprünün yanından akıyordu. Altından değil, yanından. Sonuçta, köprü kasırgaya dayanacak kadar sağlamdı ama hiçlik üzerindeki bir köprü haline gelmişti. Hiçbir yere ulaşmayan bir köprü.
Bu olay 22 yıl önce oldu. Ama Choluteca köprüsünden alınacak ders bugün bizim için hiç olmadığı kadar önemlidir. Dünya daha önce hayal bile edemediğimiz biçimlerde değişiyor. Ve Choluteca Köprüsü, etrafımızdaki dünya değiştikçe bize -kariyerlerimize, işlerimize, hayatlarımıza- neler olabileceğinin müthiş bir metaforu. Değişime uyum sağla. Yoksa…
Kariyerinizi değerlendirirken, uzmanlık alanınızda sizi uzmandan daha fazlası yapan bir yola daha girmeden önce bir kez daha düşünün. O görev, o uzmanlık kısa sürede gereksiz hale gelebilir. Eski ofisinizi yenilemek için para harcamadan önce bir durun. Ülkenin dip bucağında bile yeni şubeler açmayı mı düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün. Fiziki ofis alanları kısa süre sonra geçmişe ait bir kavram haline gelebilir.
Bizim sorunumuz belli bir probleme en iyi çözümü yaratmaya odaklanmamızdır. Problemin kendisinin değişebileceğini unuturuz. Hepimiz en güçlü, en sofistike ürün ya da hizmeti sunmaya odaklanıyoruz. O ihtiyacın ortadan kalkması olasılığı hiç aklımıza gelmiyor. Piyasa değişebilir. Biz köprüye odaklanıyor ve altındaki nehrin yatağını değiştirebileceğini göz ardı ediyoruz. Bunu da düşünün. “Kalıcı Olması İçin İnşa Et” popüler bir mantra olabilir. Ama belki de doğrusu “Uyum İçin İnşa Et” ilkesidir. Ofisinizin duvarlarını süsleyen resimlere Choluteca Köprüsününkini eklemek isteyebilirsiniz. Değişime uyum sağlayabilecek bir iş ve kariyer kurmayı hatırlatması için. Yoksa elinizde bir Choluteca köprüsüyle kalabilirsiniz. Harika bir köprü. Hiçliğin üstünde. Hiçliğe uzanan.

Acilen milyonlarca ağaç dikmeliyiz

ÇEKİRDEKLERİ ÇÖP TORBASINA KOYMAYIN!

Yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin.
Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün.
Üzerine de bir bardak su dökün.

Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır.
Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…

Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir !
Bunu yapmayın ve yaptırmayın.

Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet…
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…

Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.

Çöpe atmadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler.

Beyaz zambaklar ülkesinde Rübab-ı şikeste Sapho Balzac Kapital Toplum sözleşmesi Fenn-i ruh Burjuva demokrasisi ile proletarya diktatörlüğü