Masthead header
    • What to Expect

    • What to Expect
    • Rates & Packages

Yüksel Gökel

Dünyanın en önemli mesleği siyasetçiliktir,dünya tarihini onlar yazarlar.

Dünyanın en önemli 2. mesleği mühendisliktir.Dünyayı onlar değiştirirler.

Hekimlik kaçıncı sırada bilemem ama dünyanın en güzel mesleğidir.

Çünkü ;

Dünyanın en muhteşem otomobili lamborjindir.Onu yapan dünyanın en iyi otomotiv mühendisidir.

Lamborjin bozulunca onu yapan o muhteşem mühendise götürmezler,lamborjin servisindeki teknisyene götürürler.

Tanrının en güzel yarattığı insandır,bozulunca tanrıya götürmezler,biz hekimlere çekerler.

Biz hekimler tanrının servisiyizdir.

Tek odalı bir köy evinden çıkıp çok sevdiğim hekimlik mesleğime ulaşmamı Cumhuriyet’e ve onu kuran Atatürk’e borçluyum.Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir rejiminde bunu başaramazdım.

Prof. Dr. Yüksel Gökel

 

  • Amir Hossein - October 31, 2018 - 15:46

    👌👌👌ReplyCancel

  • tuce_md - October 31, 2018 - 16:11

    nokta 👏🏻ReplyCancel

Back to Top Contact Me Share on Facebook Tweet this Post Email to a Friend

Gabor Maté

Uzun yıllardır stres üzerinde çalışan ,aslen yahudi olan Macaristan doğumlu Kanadalı fizikçi  Dr. Gabor Maté, istanbul’daki eğitimde bize bir çok ölüm ilanı okudu. İnsanların bizde en takdir ettiği özelliklerin; (kimsenin kalbini kırmayan, fedakar, kendini işine ya da çocuklarına adamış, görev duygusu yüksek, sorumluluk sahibi) başta kanser ve otomimün hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın nedeni olduğunu söyledi. Tabi bu özelliklerin aşırıya kaçmasından bahsediyor. Mate’ye göre “iyi” insanlar gerçekten de hastalanıp ölüyorlar. Çünkü “iyi insan” tanımında büyük sıkıntı var. Çok iyi bir insan diye tanımlanan insanlar genelde haklı öfkesini dışa vurmayan, duygularını bastıran kendi öz duyguları yerine başkaları ile ilişkide kalmayı seçen insanlar. Dolayısıyla ilişkileri çok iyi ama kendilerini reddedip durdukları için kendileri iyi değiller. Kendi duygusal ihtiyaçları yerine başklarının ihtiyaçlarını karşılayarak yaşıyorlar. Doktor Mate’nin verdigi örneklerden biri ALS hastalarıydı. Bir görüntüleme merkezinde ALS şüphesi ile gelen hastalara tarama yapan teknik ekip, daha görüntülemeyi yapmadan kimde hastalık olup kimde olmadığını çok büyük oranda tahmin edebiliyordu. Çünkü yapılan araştırmalar ALS hastalarının çok nazik, iyi, kibar,insanlar olduğunu ortaya koymuştu.
Mate’ye göre bu çok “tatlı” ALS hastaları çok iyi insanlar değiller. Sadece çok iyi olmazlarsa sevilmeyeceklerine başka çareleri olmadığına inanmışlar ve diğer tüm insanlık hallerini başkaları tarafından kabul edilmek uğruna bastırarak yaşıyorlar. Sonunda bedenleri “Hayır!” diyor ve tüm bastırılan duygular hastalık olarak yüzeye çıkıyor. Doktor Mate’ye göre kanser başta olmak üzere bir çok hastalıktan korunmanın çaresi daha az “nice” (iyi/nazik) daha çok otantik (kendi duygularına sağdık) olmak. Haklı öfkeyi göstermek ve bedeniniz “hayır” demeden bol bol “hayır” demek. Bütün bunlar bana Jung’un sorduğu benim de daha önce size burdan sorduğum şu soruyu hatırlattı: İyi bir insan mı olmak istersiniz, tam bir insan mı?

Dr.Tamer Baysal’ın Notu: Bizim de tecrübemiz hassas insanların hastalıklardan daha çok etkilendiği şeklindedir. Boşa dememişler “duvarı nem, adamı gam yikar”…

Back to Top Contact Me Share on Facebook Tweet this Post Email to a Friend

Ousmane Sembene – Senegal

Piposunu ağzından eksik etmiyor. Kitap yazıyor, halkının kitapları anlamadığını görünce, sinemaya yöneliyor.

“Sinema mı?”

Onun doğduğu ve yaşadığı topraklarda halkın okuma yazması epey kıt olmasının yanı sıra, sinemaya da epey uzak. O yine de, sinemayı deniyor, çünkü sinema ile anlatım okumaya göre, çok daha kolay.

1923’de “yokluklar ülkesi” Senegal’de doğuyor şair, yönetmen, yapımcı, senarist, yazar Ousmane Sembene.

Çektiği ilk film ile halkına sömürgeciliği ve onun sonucu olarak sosyal adaletsizliği anlatıyor. Anlatmakla kalmıyor, halkının buna karşı nasıl mücadele etmesi gerektiğini de, gösteriyor.

Her filmi ayrı ilgi görüyor.

Fakat Senegal Kimin umurunda?

Ama öyle değil, çektiği filmlerle ülkesini dünyaya tanıtıyor.

Kısa sürede film dünyasının ilgisini üzerine çekiyor. Cannes film festivalinde ödül kazanıyor. Filmde çocukluğunda sünnet edilen bir kadının öyküsünü anlatıyor. Sünnet edilen kadın köyünde bu adete karşı savaş açıyor.

Film, izleyenleri Afrika sokaklarına, Senegal geleneklerine götürüyor. Öyle ki, filmi izlerken, Senegal’i görmek arzusu aşılanıyor Avrupalı ve Amerikalı seyirciye.

Senegal’li Sembene Batıda öylesine popüler oluyor ki, sonunda ingiltere kraliçesi onu kraliyet ailesi çzel onur ödülü vermek üzere Londra’ya saraya davet ediyor.

Sembene, törende kraliçenin gözünün içine baka baka, kendi dilinde:

“Sizin topraklarınızdayım. Sizin sahip olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan ödüllendiriliyorum.

Konuşmam kendi öz dilimde olacaktır.

ingilizler bizim ülkemize geldiklerinde, ellerinde incil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.

Gözümüzü açtığımızda ise, bizim elimizde incil, onların elinde topraklarımız vardı.

Yeni dil ve yeni din, bizi hep çalışmak zorunda bırakan itaatkar köleler yaptı.

Özgürlük için her karşı çıktığımızda, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler, silah verdiler.

Kendi kardeşleriyle savaşan bir ülke haline geldik.

Hastalıklar yaydılar. Ne olduğunu bilmediğimiz içeçeklerle bizi zayıf düşürdüler, hasta yaptılar. Her çeşit yiyeceklerin yetiştiği topraklarımıza ilaç döktüler.

Sonra da, kendilerini temizlemek için sanatçılarına, fikir adamlarına, sadece kendilerini kapsayan insan tarifleri yaptırdılar.

Büyük acılar ve ölümcül işkenceler ördüler.

İlk gelenler zulmü durdurma vaadiyle bizleri ele geçirdiler. Bugün gelenler halen topraklarımızı işgale devam ediyor.

Biz artık sizin doktorlarınızı, ilaçlarınızı, yiyecek yardımlarınızı kabul etmiyoruz.

Birbirimizi anlamamızı zorlaştıran; şarkılarımızı ve masallarımızı unutturan dilinizi reddediyoruz.

Özgürlüğümüzü ilan ediyoruz.

Afrikalı insanlar olarak, sizi topraklarımızdan kovuyoruz”.

Sembene, konuşmasının sonunda:

“İnsan onurlu doğar.Hiç bir insanın Kraliçelerin vereceği onura ihtiyacı yoktur”.

Sembene bu cümleyi bitirdiğinde, Kraliçenin Sarayında kimseden çıt çıkmıyordu.

Sembene, ödülü almadan Saraydan ayrıldı .

Back to Top Contact Me Share on Facebook Tweet this Post Email to a Friend